İnsanın içinde adı konulamayan bir uğultu dolaşıyor. Canını acıtan şeyin ne olduğunu biliyorsan, onunla pazarlık edebilirsin. Asıl yorucu olan, göğsüne oturan ağırlığın ismini bulamamak. Kendi sesin bile yabancı gelir. Odanın içinde birkaç tur atarsın ve pencereyi açarsın. Yok yok kapatırsın. Sanki hava değil de düşünceler eksilecekmiş gibi ve insan yalnız kalmaz. Yalnızlık, insanın içine taşınır. Sonra hiçbir şey olmamış gibi çayını koyarsın. Hayatın en garip huyu da budur zaten, dünya dönmeye devam ederken, sen birkaç dakika boyunca yerinden kıpırdayamazsın. İçinden geçenleri susturmaya çalıştıkça daha çok ses çıkarırlar. Bazı cevaplar bulunmak için değil, zamanla eskimek için bekler. Sonra bir gün fark edersin; yük hafiflememiştir belki ama omuzların taşımayı öğrenmiştir. Dışarıda akşam usulca inerken, içinde de küçük bir sessizlik yer bulur kendine. O an anlarsın ki her toparlanış, büyük bir mucize değil; insanın kendine usulca geri dönmesidir.

Fazlaca melankoli oluşmuş Jane, uzaklaş bu tür hislerden.
YanıtlaSilMelankolik benim soyadım diyormuşum :) uzaklaşmak lazım ürkütücü sonuçlar doğuruyor haklısın
Sil