2 Mayıs 2026 Cumartesi

Al Sana Güzel Hayat

Dün yazdığım o keyifli ve hafif yazının ardından, uzun zamandır görmezden geldiğim ütülenecek çamaşır yığını bu sabah resmen gözümde patladı. Bir köşede sessizce duran şey sabah bir anda ortalığa saçılıp bana gecikmiş bir hatırlatma yaptı. Bunu yapmasına gerek yoktu. Demek ki işler birikmişken keyif yapmak bir şekilde geri dönüp insanı yakalıyor. En çok sinirimi bozan şey ise  21. yüzyıldayız ama hala ütü konusunda en ufak bir ilerleme yok. Her şey kolaylaşmış, hızlanmış, pratikleşmiş ama konu kırışık düzeltmeye gelince hala yıllar öncesinin yöntemiyle devam ediyoruz. Ben ara sıra öyle devam ediyorum. Isıtılmış bir demiri kumaşın üzerinde gezdirip saatler harcamak aslında benim yapacağım iş değil. Gerçekten düşündükçe anlamsız geliyor. En yorucu tarafı da bu işin zorunlu olması. İstemesen de yapmak zorundasın ve bu da işi iyice çekilmez hale getiriyor. Bir insanın vaktini sadece kırışıklık düzeltmeye harcaması bana hep büyük bir zaman kaybı gibi gelmiştir. Ve sanırım bu konuda yalnız da değilim. Herkes böyle yapıyor olabilir. Ama evdeki bu işler birikinci bir de çalıştığını koy üzerine tamamen yığın! Neyseki bugün cumartesi. Bugün tüm ev işlerini bitirip yarına huzurlu şekilde evimde dinlenmek istiyorum. Eve robot mu alsam bilemedim.

25 Mart 2026 Çarşamba

Anlık Ruh Halimden Bir Ben

Bugün sanırım iyiydi. Tam emin değilim ben bundan. Hava çok güzeldi ve iş yerinde yemek-çay-kahve molasında etrafı turladım. Yemek sonrası yürümek gerçekten iyi geliyor. Eve döndüğümde akşam için ne hazırlasam yesem diye düşündüm ancak işin içinden çıkamadım. Salata yaptım :) Komik evet. Çünkü o kadar düşündüm ve yapmak istediğim tek şey salata tabağı oldu. Şu günlerde sigarayı biraz azalttım sanırım. Bir arkadaşım var alkol çok kullanıyor. Demişti ki alkolle sigara çok gidiyor. E kahveylede öyle. Sanırım kendimi frenlemem gerekiyor. Bu arada tüm bunları yazarken salata yedim ama sanırım tekrar bir yeme isteği geldi bana. Abur cuburlara dadandım. Gerçekten çok pis bir şey. İstanbulda su konusunda biraz tuhafız biz. İstanbulda yaşayanlar bilir, ben musluktan asla su içemem. O yüzden sürekli su siparişi ederim. Ama başka şehirlerde musluktan su içilebiliyor. Şehir temiz ollduğu için olsa gerek. İmreniyorum böyle şehirlerde yaşayan insanlara. Damacana sipariş ediyorum sürekli. Sanırım maaşımdan damaca su sipariş etmeye çok gidiyor. Bunu hesaplamadım ancak görünen o. Hesaplamayacağım hayır! :)

Bazı bloglarda görüyorum yazacak çok şey bulunabiliyor. Ben sanırım yazma özürlüsüyüm. Benim aklıma bir şeyler gelecekte ben yazacağım. Çok komik bir durum. Bir kaç blog arkadaşı radarıma aldım, çok yakın radarıma. Onlardan tüyo alıyorum sanırım yazı konusunda. Bu arkadaşları söylemeyeceğim ama biri çok güzel şekilde duygusal yazılar oluşturup gönderiyor bayılıyorum okumaya. Diğer arkadaş mitolojiden bahsediyor çok imrendiriyor bu tür konulara. Mitoloji karmaşık gelse de. Diğer arkadaş kitap konularında çok iyi, çok kitap okuyor anladığım kadarıyla. Onun gibi olmak isterdim ama ben eskisi gibi kitap okumaktan hoşlanamıyorum artık. Çok kötü bir durum esasında. Ayrım yapmıyorum ama gerçekten takip ettiğim blogların hepsi kendine öz yazılar oluşturuyorlar. Hepsinde ortak düşüncem şu keşke sizin gibi insanlar çok olsa bu ülkede. Ben de yarın için yarım bıraktığım iş yerindeki işlerimi halletmeye odaklanayım en iyisi. İş yerinde bilgisayar, evde bilgisayar. Gözlerim artık ciddi anlamda yoruldu. 

19 Mart 2026 Perşembe

Musmutlu Bayramlar Diliyorum

Sonunda bayram tatili geldi çok mutluyum. Nasıl olsa Mayıs da tekrar bayram olduğu için aileme gitmek istemedim. Kim çekecekti o kadar yolu şimdi? Onun dışında iş yerinden uzaklaşmak çok güzel geliyor. Bu gibi durumlarda arkadaşlarımla gezmelerde oluyorum ama bu sefer evimde olmayı planlıyorum. Zaten o kadar uzun da değil tatil. Bloglarda görmüş olduğum filmleri not almıştım onları izleyeceğim. Onun dışında bir kaç kitaba bakabilirim. Ama kitap eskisi gibi iyi gitmiyor ben de artık. Bayramlar hayatın telaşına kısa bir mola verip sevdiklerimizle yeniden buluştuğumuz, kalplerimizi huzurla dolduran özel zamanlardır. Bayramlar eskisi kadar olmasa da bayram bayramdır. Hepinize sevdiklerinizle sağlık, mutluluk ve huzur dolu bayram günleri diliyorum. 

23 Şubat 2026 Pazartesi

Hüzünle Mutsuzluk Aynı Mıdır?

 Hüzün çoğu zaman insanın iç dünyasında sessizce büyüyen bir gölge gibi varlığını hissettirir ve bu gölge dışarıdan bakıldığında fark edilmese bile kişinin ruhunu ağırlaştırarak her adımını daha yavaş hale getirir çünkü hüzün yalnızca bir duygu değil aynı zamanda geçmişin izlerini taşıyan bir hatırlatıcıdır ve insanın kendi içindeki boşlukları daha da görünür kılar.

Mutsuzluk ise hüzünden farklı olarak daha geniş bir alana yayılır ve insanın gündelik yaşamına nüfuz ederek sıradan anları bile anlamsızlaştırır çünkü mutsuzluk yalnızca bir ruh hali değil aynı zamanda kişinin dünyayla kurduğu bağların zayıflamasıdır ve bu zayıflama insanı hem kendine hem de çevresine yabancılaştırır. Hüzün ve mutsuzluk bir araya geldiğinde ise ortaya çıkan tablo insanın içsel dengelerini sarsar ve bu sarsıntı çoğu zaman sessiz bir çığlık gibi duyulmaz ama hissedilir çünkü bu iki duygu insanın varoluşunu sorgulamasına neden olur ve sorgulama süreci bazen bir çıkış yolu arayışıyla sonuçlanır bazen de derin bir kabullenişle sessizliğe gömülür.

Hüzün bazen insanın içindeki en derin sessizlikle birleşir ve bu sessizlik öyle güçlüdür ki kelimelerle anlatılamaz bir ağırlık yaratır çünkü hüzün yalnızca bir duygu değil aynı zamanda insanın geçmişte yaşadığı kayıpların ve eksikliklerin yankısıdır ve bu yankı insanın zihninde sürekli dolaşarak her yeni anı eski hatıralarla gölgeler.

Mutsuzluk ise çoğu zaman insanın yaşam enerjisini yavaşça tüketen bir durumdur ve bu tüketim öyle fark edilmez bir şekilde gerçekleşir ki kişi kendini bir anda hayata karşı isteksiz bulur çünkü mutsuzluk yalnızca bir ruh hali değil aynı zamanda insanın umutlarını ve beklentilerini sessizce söndüren bir süreçtir ve bu süreç insanın geleceğe dair hayallerini bile anlamsızlaştırır.

Hüzün ve mutsuzluk birlikte var olduklarında ise insanın içsel dünyasında bir tür kapanma meydana gelir ve bu kapanma çoğu zaman dışarıdan anlaşılmaz ama kişinin ruhunu derinden etkiler çünkü bu iki duygu insanın kendisiyle ve çevresiyle kurduğu bağları zayıflatır ve bu zayıflama insanı yalnızlığa sürükleyen bir yol haline gelir. 

19 Ocak 2026 Pazartesi

Beyaz Zambaklar Ülkesinde - Grigori Petrov

Uzun süredir rafta duran Grigori Petrov’un “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” adlı kitabını belirli sebeplerimden dolayı okuyamamıştım ama sonunda okudum ve bitirdim. Büyük ihtimalle bu kitabı herkes okumuştur. Finlandiyanın karanlıktan aydınlığa uzanan dönüşüm hikayesini anlatıyor. Yoksulluk ve cehaletle boğuşan bir toplumun eğitim ve kültür seferberliği sayesinde nasıl yeniden doğduğunu gözler önüne seriyor. Bu kitap gerçekten örnek bir kitap. Petrov Finlandiya’nın bataklıklarla dolu topraklarından yükselen bir medeniyetin öyküsünü aktarıyor. Kitapta özellikle Johan Snellman gibi aydınların halkı bilinçlendirme çabaları öne çıkıyor. Eğitim, ahlak ve milli kimlik üzerine kurulan bu hareket bir ülkenin kaderini değiştirecek kadar güçlü bir etki yarattı bende. Petrov’un anlatımı, sadece Finlandiya’nın değil kalkınma mücadelesi veren tüm toplumların kendine dersler çıkarabileceği bir yol haritası sunuyor. Bizim açımızdan önemi Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürkün önerdiği bir kitap olması. Petrov’un satırlarında, bir ülkenin kaderini değiştiren en önemli unsurun halkın eğitimi ve aydınların öncülüğü olduğu vurgulanır. Bu yönüyle yalnızca Finlandiya’nın hikayesi değil aynı zamanda bir milletin yeniden doğuşunun sembolüdür. Bu kitabın içindeki işlenen konuları milli mücadele dönemi sonrası Türkiyesine benzettim. Gerçekten kitabın içindeki her bir cümlenin büyük bir anlamı var ama ben okurken en çok hoşuma gidenleri ekliyorum. 

 

“Eğitimin ışığı, bireysel sorumlulukla birleştiğinde toplumun geleceğini şekillendirir. Düzen, herkesin katkısıyla kurulur; fedakârlık ise bu düzenin en sağlam temeli olur. Bir milletin yükselişi, bireylerin kendini geliştirmesi ve ortak iyilik için özveri göstermesiyle mümkün hale gelir.”

-Ülke insanının çoğunluğunun eğitimden yoksun bırakılmış olması bir cinayettir. Devletin kendi kendini yok edişi, intihar etmesi demektir.

-Genç nesli değil, kendinizi suçlayın. Siz nasıl yetiştirdiyseniz, gençler de öyle olacaklar.

-Hayattaki aşırı düzensizliğin başlıca nedenlerinden biri, herkesin kendi düzenini kurmaya çalışması fakat hiç kimsenin hayatın kendisini düzene sokmak istememesidir.”

 


 

2 Ocak 2026 Cuma

Hoşgeldin 2026

Yeni yılın ilk günlerinde kendime verdiğim en büyük sözlerden biri, kitaplarla daha da iç içe olmak. Zaten çok kitap okuyan biriyim ama bu kez yalnızca sayıları artırmak değil, okuduklarımı daha derin anlamak istiyorum. Her satırda yeni bir dünyaya açılmak, farklı bakış açılarını keşfetmek ve zihnimi sürekli beslemek bana büyük bir güç veriyor. Kitaplar, yalnızca bilgi değil aynı zamanda hayal gücü ve duyguların da kapısını aralıyor. 2026’da raflarımda biriken eserleri tek tek bitirip, her birini hayatımın bir parçası haline getirmeyi hedefliyorum. İş hayatında ise bu yıl daha çok başarıya odaklanmak istiyorum. Çalışmalarımda disiplin, sabır ve yenilikçi düşünceyi ön plana çıkararak kariyerimde yeni adımlar atmayı planlıyorum. Başarı yalnızca kazançla ölçülmüyor. Aynı zamanda yaptığım işin çevreme ve topluma kattığı değerle de anlam kazanıyor. 2026’da işimde daha üretken, daha yaratıcı ve daha etkili olmayı hedefliyorum. Bu süreçte iletişim becerilerimi geliştirmek, iş arkadaşlarımla daha güçlü bağlar kurmak ve birlikte büyümek benim için en önemli motivasyonlardan biri olacak. Tabii ki hayat yalnızca iş ve kitaplardan ibaret değil. Çevremdeki insanlarla daha sağlıklı iletişim kurmak, aile sevgisini her an hissetmek ve birlikte vakit geçirmek bu yılın en değerli hedeflerinden biri. Bunun yanında filmler izlemek, sinemaya gitmek ve tiyatroya katılmak da ruhumu besleyen aktiviteler arasında. Sanatın büyüsü, hem düşüncelerimi zenginleştiriyor hem de bana yeni duygular kazandırıyor. 2026’da kültür ve sanatla iç içe bir yaşam sürmek, sevdiklerimle paylaştığım anları daha anlamlı kılmak ve her günü küçük bir kutlama gibi yaşamak istiyorum. Hoşgeldin 2026

Al Sana Güzel Hayat

Dün yazdığım o keyifli ve hafif yazının ardından, uzun zamandır görmezden geldiğim ütülenecek çamaşır yığını bu sabah resmen gözümde patladı...